Geçtiğimiz Cuma günü ülkemizde de vizyona giren ve fanların 10 yıldır beklediği Warcraft nihayet sinema salonlarını kasıp kavurmaya başladı. Biz de filmi izledik ve film hakkındaki görüşlerimizi paylaşmak istedik.

** Dikkat sürprizbozan içerebilir. Filmi izlemediyseniz okumak istemeyebilirsiniz! **

Blizzard aslında film çalışmalarının olduğunu daha 2006 yılında açıklamıştı fakat kısmet bugünmüş.

Warcraft diyince eğer oyunu en az bir kere bile oynamışsanız kafanızda bir sürü şey canlanacaktır. Burada sadece World of Warcraft’tan bahsetmiyoruz. Ondan önceki strateji oyunları Warcraft: Orcs and Humans, Warcraft 2: Tides of Darkness, ve Warcraft 3: Reign of Chaos hatta bunların ek paketleri aslında oyunun şu anki ana hikayesini oluşturan oyunlardı. Tabiki World of Warcraft’ın yeri bambaşka oluyor.

Film asıl olarak ilk oyundan alıyor hikayesini yani Orcs and Humans’tan. Yönetmen Duncan Jones işe alınmadan önce senaryonun sadece filmi Alliance gözünden anlattığını biliyoruz. Jones bunu görünce senaryoda büyük değişiklikler yapmış ve filmi hem Horde hem de Alliance için kendi görüşlerini, doğrularını anlatabildikleri haline getirmiş. Çok da güzel yapmış. Çünkü filmde orklar o kadar güzel anlatılmış ki hayran olmamak mümkün değil.

Film hiç zaman kaybetmeden konuya giriyor ve Dark Portal’ın açılmasıyla Orkların Azeroth’a gelmesi ile başlıyor. Orklar üzerinde ne kadar çok uğraşıldığını daha ilk sahneden Durotan’ın gözlerine ve karısı Draka ile olan konuşmalarından anlayabiliyorsunuz. Özel efeklerin kusursuzluğu belki fragmanlarda belli olmuyordu ama dev ekranda inanılmaz derecede inandırıcı ve filmi izlerken içinde hissediyorsunuz.

Yıllarınızı siz de Stormwind’de, Ironforge’ta, Goldshire’da, Elywnn Forest’ta harcadıysanız ekranda bu mekanları görünce yerinizde duramıyorsunuz. O kadar ince elenip sık dokunulmuş ki sanki oyundan fırlamışçasına detay dolu tasarımlar, kostümler, ve hatta diyaloglar bile sanki görev yapıyormuş havası veriyor. Evet bütün bu mekanları hatta Blackrock Mountain ve Redridge Mountains, Dalaran ve Karazhan’ı bile görüyoruz filmde. Bir sahnede Murlock ve summon stone bile var! Gyphon ile uçarken tüyleriniz diken diken oluyor. Etrafa daha başka neler yakalayabilirim diye dikkatlice bakıyorsunuz ve Stormwind panolarından birinde Hogger Aranıyor afişini görüyorsunuz.

Bir sahnede orkların konuşmalarını, sonraki sahnede insanlar tarafında ne olup bittiğini görüyoruz ve bu böylece sürüp gidiyor. Sıkılmak için bir dakika boşluk bile bırakmıyor bize Duncan Jones. Oyuncu seçimleri o kadar yerinde olmuş ki Lothar’ı canlandıran Travis Fimmel adeta yaşamış rolü. Aynı şey Garona’yı canlandıran Paula Potton için de geçerli. Yüzlerindeki ifadelerden duruşlarına, hareketlerine kadar kusursuz birer oyunculuk sergiliyorlar.

Konu baştan sona bir bütünlük içinde. Her iki tarafa da asında kendi hikayelerini ve çatışmalarını anlatıyor. İki taraf da büyük kayıplar veriyor. İki taraf da haklı. O yüzden filmi Yüzüklerin Efendisi serisine benzetmeye çalışanları anlamak mümkün değil. Biraz at gözlüğünü çıkartıp tarafsız olmak gerekiyor. Bu bir oyunun uyarlaması. Ve özellikle bazı sahnelerin oyun gibi görünmesi için özellikle çalışıldı. Bu hikayede iyi ve kötü yok. Herkes kendi tarafında. Tek bir kahraman yok alıp götürsün herşeyi.

Uzun lafın kısası, oyunun fanıysanız zaten filmi kaçırmayacaksınız ama size bir tavsiye, hala izlemediyseniz mutlaka IMAX varsa yakınlarda orada izleyin. Pişman olmayacaksınız. Fan değilseniz de filmden büyük zevk alarak izleyecek ve belki film bitince siz de kendinizi oyunu oynarken bulacaksınız.

 

Bir önceki yazımız olan Yeni Lara Croft Çocukken Gizlice Tomb Raider Oynarmış başlıklı makalemizde alicia vikander, lara croft ve tomb raider hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiketler:,, 681 views Okunma 06 Haz 2016

Yorumlar


Sen de Yorumla!

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.